İki gün önce, birkaç saat sonra ağlıyordum. Üç gün önce, birkaç saat sonra rüyamda ağlıyordum. Hatta iki gün önce, sabah hiç rüyamdaki kadar çok ağlamadığımı düşünüyordum.
İlgi düşkünü insanların paranoyakça güvensizliği kaç adet olduğunu tahmin edemediğim damlayı akıttı gözlerimden.
Konuşamayacak kadar ağladım, her ağladığımda ve paranoyak beynim birbirinin peşinden koşan düşünceleri hızlandırdıkça kalbim dursun istedim her hapşu da olduğu gibi. Anlık ölüm istedim. Hiç unutmayayım diye hafızama güvenmediğimden,koluma maketçinin favorisiyle iz bırakayım istedim. Anlaşılan çok da istemedim!
İki gün önce, birkaç saat sonra , birkaç saat ağladım. ‘Tavanda oynayan filmi izlemeksizin’ kafamı yastığa gömüp, yastığı ıslatarak ağladım. Uyuyamadım. Uyuyamazdım. Peçete edindim yüzümü silmek için. Bu öfkeyi, kırgınlığı, camdanlığımı unutmamaya, hafızama söz geçirmeye karar verdim.
Unutmayacaktım uyarıları, ses tonlarını, cümleleri, güvensizliği unutmayacaktım. Güvenmeyeni pişman etmeyip haklı çıkaracaktım en ilk okul ruhumla..
Anlık dalgınlığı, kızgınlığı, dünyayı üstüne alınanları pişman etmeme isteğiydi bu.
İki gün önce, birkaç saatin de sonrasında uyumaya çalışırken, gözlerim şişken anladım ki ‘yıllar sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı’ . Hatta o kadar kırılmış ve ‘bunalmıştım ki okuma yazmayı yeniden sökmem gerekti’ bu iki günde..
Bir cümle hayatı değiştiriyordu kitaba gerek yoktu demek.
‘Yeni hayat’ Orhan Pamuk’a inat belki, kitap okumakla değil, bir cümle duymakla olabiliyordu..
olur öle arada demiş Christian Gucci…çok da ilişmemek lazım kasvetli rüyalar oteline…kuzu saymaların nostaljisi mis marka uykulara sebebiyettir üç oktanlı gözyakıtları istasyonu sonrasında.
gucci yi pek seveim zaten..
kasvetli rüyalar oteli avatarına rağmen neşe içinde yüzen word kişisine katılır hatta alkışla ritim tutarım