Temmuz, 2007 için arşiv

29
Jul
07

Hamam

…Kaç yaşında olduğunu net hatırlamasa da; o günü ve gördüklerini korkunç tuhaf bir netlikte hatırlıyordu.  A_sonraları hiç bir şeyi o netlikte hatırlamayacaktı çünkü şuurunun büyük bir payını orada bırakmıştı.

Haşarı çocuk A_ arkadaşlarıyla top oynarken topu hamama kaçırmıştı. Topun nasıl hamamın pek ücra köşelerine gittiği bir muammaydı elbette. Bahsedilen hamam haftanın belirli günlerinde erkeklere, kalan günlerde de kadınlara hizmet eden bir hamamdı. A_ erkekler günü olduğunu sanarak içeri girdiğinde değişik tondaki bir çok çığlıkla irkildi. Duyduğu bilimum tenkit, azar sözcükleri, gördüğü kusurlu kadınlar da promosyondu sanki. Sürpriz hediye ise topun kesilmiş olarak şişman, kızıl bir teyze tarafından atılmasaydı.

A_ kesik kesik uzun süre ağladı. Kadınlar tuhaf ve korkunçtu, yıllar ise Türk filmlerindeki gibi bir takvime odaklanmış kameranın beş altı saniyesine denk gelen bir sabit hızda geçti.

Hamam ı izlemeyi de hamama gitmeyi de reddetti A_.

Onlu yaşlarını inek denilen kızlardan bile kaçarak geçirdi. Bu yılların sonundaysa ‘vur kaç’ tekniğiyle beğeni toplayan, parolası galibiyet olan ayaklı lkaçak bir tehlikeye dönüştü.

Kadınlarla bu denli uğraşmasının nedenini zamanın birinde gittiği Freudsever, ‘olur öyle arada’ kitabıyla da tanınan dr. Mr.Aydın bulmuştu elbette. Hamama kaçan topun yarattığı travmatik etkiler diye özetlemişti gözlüğünü gözlerine doğru ‘hepiceği sensin’ der gibi iterken ve tabii kimselere söylememişti.

İlişki temelinde kelime kökenine ters olarak ‘kimseye ilişmeme’ mantığı taşıyan A_kadınların terk ediliş anlarında atıkları çığlık ve feryatlardan çok etkilendiiğinden kimseyi teoride terketmez, pratikte pratik şaka yaparcasına ilişki anlaşmasını tek yönlü fesheder ama pek nazik, naif kadınların ruhu bile duymaz.

Hem A_ hem kadınlar birşeyleri anlamamaktadır. A_ kadınların nasıl anlamadıklarını anlayamaz kadınlar ise terkedildiklerini..

Kadınlar bunu zamanın birind anlayacaklardır ama sayın A_ ‘bir haftada üç pazar bir araya gelse bile’kadınların nasıl anlamadıklarını anlamayacaktır. Çünkü bu güzelim, ’sebular gibi ince kadınlar’ terk edilme olasılıklarının 0olduğundan eminlerdir hep.

A_ kaçak, gönlü zengin bir çapkındır. Tüm sessizliklerinin ve yapmadıklarının nedeni olarak gösterebileceği bir hamam hikayesi vardır. Ya anlayışsız kadınların?

Anlayın artık, yormayın A_yı.Uğraştırmayın kendinizle kadınlar..

                                                         A_ nın kadim dostu ..

15
Jul
07

Yazar Parantezi..

Doğa insan gözünden esirgediklerini ruhun gözlerine bağışlamıştır der ya Ovidius(Ovidius’u çıkaramadıysanız, makineleşmiş ellerinizle insanlaşmış bilgisayarınıza bir göz atınız. )ama eksik der aslında bazı ruhlardan bu bile esirgenmiştir(buradaki bile: evet bende var kahretsin! Anlamında)

İnsan gözü on yedi yaşından sonra azami yeteneğiyle çalışır pek tabii, göz bozukluğu gibi sorunlarınız varsa ortalama yetenektedir. (bu not yazarın gözlerinin azami yetenekten yoksun olduğunu gösterir, yazar okuyucunun ‘ah yazık!’ şeklindeki iç geçirişini duymazdan gelecektir.)İnsan gözünün ortalama yetenek ve kararlılıkta olduğu varsayılırsa nesneleri ve daha pek .çok şeyi algıladığına yeniden yine inanmış oluruz.

Ruha dair ise; (tam burada, yazar savunmakta olduğu görüşten emin olmamaya başlar. )onun gözlerine dair ise; (yazar-hulayn yazar da kim, parantezin içleriyle rezil etti kendini zaten-muhtemelen sözü uzatacaktır. )söylenebilecek sayılı söz var. Ama o kadar sayı var ki akla kazınan.

Ruhun gözleri bazen geleceğe diker gözlerini, hisseldir, hisseder, kıssadan hisseleri önceden görür. (yazar okuyucuyu cümledeki yanlışa hazırlamaya başlamak ister. )

Tin ve ten ayrımı varsa; insan tin ve ten’in bütünüyse; insanı ruhtan ayrı düşünmüştür Ovidius. ‘(oh ya Ovidius’un açığını buldum’ sendromunun ağına düşer yazar. )

Öyleyse pek sevgili okurlar tin ve ten in gözleri olarak ele alındığını varsayarsak konunun tez niteliğini kazanır… (üç nokta fevkaladenin fevkinde oldu anlamındadır…)

15
Jul
07

DİK

‘ İnsan varsa dik açı yok. Dik açı yoksa kertilmiş, alıştırılmış, sıvanmış ve sabunlanmış, kastırılmış, altına sigara paketi katlanıp konmuş, önüne saksı konup saklanmış milyonlarca ayrıntı olacak. Huzursuz insanlar sakladıklarını taşıdıkları küfeleri dolu ve altında ezilip, kavrulup yaşayacaklar. Dik açı bir autocad fetişi olarak kalacak. ’

Der ortalarda bir yerde Emre Özgüder.

Sanayi-i Nefise’den eskiz getirdim 0.2rapidolarımla(Enderun mektebinden mürekkep getirenlere söz etmiş sayılır mıyım; sayılırım ama en derin saygılarımı da sunarım akabinde sayılışımın..)

Hayatın,zamanın peşinden hatta kaybolanın peşinden koşarken, hızlanmışken,yirmi bire girenleri geçerken fark ettim ki getirdiklerim saçılmış ceplerimden, sadece kelimelerimi muhafaza edebilmişim, bir de omuzlarımı ağrıtan bilgisayarımı.

Mimariye autocad getirenlerden autocad aldım ben, hatta pek sayın cumhuriyetçi pasha’nın deyimiyle AUTOcompliCADed oldum.

Geçen yıldı sanırım ilköğretim okulu projemiz vardı. Her şeyi  iyi kurgulamıştık, girintiler, çıkıntılar .. Hareketli blokları birleştirmiştik. İnsanlar irrasyonele merak sarmışken ben rasyonelle merak sarmışken ben rasyonelle aklımı yitirmiştim. Önerilerde fark yaratsam bile yine rasyoneldi işte. Mantığın görünmez sınırlarından çıkamıyorsam; pop art sevdam da neyin nesiydi?!

İrrasyonele bulaşırsam ilk denememde başarısız olacağımı biliyordum ya hiç bulaşmamayı tercih etmiştim. Tashih aldığım öğretim üyesi bana rasyonelin biraz dışına çıkmamı öğütledi en alçak ve nazik ses tonuyla.

Bu takıntılarımdan Emre Özgüder’in alıntılamaktan mesut olduğum yazısını okuyunca yine emin oldum. Kendisinin bir meslektaş adayı olarak duvarcıların ördükleri duvarları sürekli teraziyle ölçmemden de anlaşılıyordu ki -‘Ama mimar hanım bu kadar oluyor.’ Çemkirmesine karşılık-fetişler göz önündeydi, su üstündeydi vs.

Ama artık takıntılarımı ve sahip olduğum her şeyi boşluğa saçtım, boşluk daha dolu gözüksün diye. Boşluk boşluklu ama yuttu hepsine ve yine de dolu gibiydi bir nebze.

Mimaride boşluk şekillendirdiğinden ya da tualde boşluk, boş olmayanı öne çıkardığından boşluk işlevsel işte.

Form fonksiyonu takip ettiğine göre-parayı da takip eder ya..-buradan denilenibilir ki boşluğun işlevi varsa formu da vardır. Formu varsa öyleyse boşluk boş değildir , boşlu-dur belki.

Düz mantık mı? Kesinlikle. Zaten okumadınız ki, idare lambasısınız çoğunuz, okuduklarınızı bir ömre yeter sanıyorsunuz ama Müslüm Gürses Murathan Mugan’la beraber ‘Bir ömür yetmez ki’ der. Bilmem anlatabildim mi?!

10
Jul
07

Büyümüşüm.. . !

Yüzümü bir sayfaya koydum ben. Sayfanın tükenmez izleri yüzüme çıkacak belki ya yıkanır geçer umurumda olmasın. Tüm olasılıkları hesaplamayayım hatta mümkünse ‘olasılıksız’olayım. Olasılığın en fazla bir olduğunu sokayım şu pire barındıran aklıma da dünyayla bozuk olan akıl sağlığımı yok etmeyeyim.Uyur uyanmaz ruh halleri bunlar, gözlerin açık olup hiçbir şeyi incelemediği haller..

Yüzümü elimin üstüne koyasım var. Elimin müsveddeliği geçmiş, gitmiş.. Hem de o kadar uzun zaman olmuş ki geçeli. Sanki hiç yazmamışım gibi. Ey seni bazik varlık tüm sabunluğunla temizlemişsin yine.

‘Hani yazmıyordum?’

Ama şu defter şu kalem çekti yine beni kendine doğru. Hemingway sendromu değil mi bu;mutlu olmak için yazmak gerek ..

Artık gerek mi peki..

Bir dakika papağan tati çığlık atıyor..

(iki buçuk dakika sonra..)

Kedi girmiş içeri,korkmuş Tati,kovaladık kediyi kırpık la-köpek olur kendisi..

İki ayrı zamanda yaşayasım var;2003 mü 2007’de.

Yaşamın iyileşeceğine dait umutları olan iyimser zihnin kafatasına zulüm ettiği yaştayım şimdi; takıntıları, tuhaflıkları iş edinmiş yaşımdayım..

Ben yanlışlıkla büyümüşüm, yanlış hormon bu.. daha vardı.. dört zeka yaşındayken yirmi geçilir miydi.. Bu benim bana yaptığımı aynadaki zahirilik bile yapmazdı..

O kadar istedim ki kendime pusu kurmayı;bir bölü pi kadar istedim, yok olmayı, en csi tarafımca bulunmamak istedim..

Yazdıkça yabancılaşmak, bir koşu bandında ileriye gitmek istiyorum, kaybolanlara rastlamak belki ama kurtulan olmak istemiyorum.1..5..908..1234…2007.. Saydım saydım da başlayamayanlar yerine geldim yine..En güvenli sandalyeyi buldum bir aşk söyledim;şekersiz ;kendime geleyim diye..

Gerçeklik kahvesiymiş ya ‘aşk oturmadığından orada’ vermediler sahtesini de..

İçmem ne gerçeğini ne sadesini, çok acı.. damak zevkime ters işte..

Dokuz yaşındaki yeğenim ‘yanlışlıkla büyümüşsün’ dedi bana..

Haklı.. Bu dünya bazılarına yetmezken bana yine çok büyük geldi..

10
Jul
07

Utique’den ..

james

Alamet-i farikası her hücresi
Ufuk çizgisine dik çizer bütün çizgileri
Trimlenmiş bütün prensipleri pırıl pırıl bünyesi

Ofsayt osmanın kardeşi hüsnünün sevdiceği
cürmü aşk hüsnünün, olduğu gibi ateş müjganın gelinliği
onlar eremedi murada, complim çıksın kerevetine
minimal bir kerevet, “less is more” complimin en sevdiğinden
polar array ile sarılır etrafı mozaik pastalarla

line yerine layn!! der; kavga eder paftalarla
iki yüzde James Dean’i görmek ister en net ifadesiyle
Cahilim hala dünyanın rengine kandım
Asi James Dean’ e aldandım, dinine yandım
Dahi anlamında complim ayrı yazılmaz
en sevdiğim yazardır ulan kimse alınmaz

demedim mi complime kompliman bulunmaz