Hiç kanadı olmamıştı. Hiç melek de olmamıştı belki. Belki Tuhaflık Meleğiydi..
Tuhaflık Meleği dörttü. O kaçtı peki?! Dört yüzünden dört gün almıştı. Yani dört ayrı yüzünden dört gününü almıştı.
Dört günlüktü daha.
Melek olmadığından beri dört günlüktü. Melek olduğu son gün-dört yüz yıllık bir zaman dilimi kapanıyordu-melek zorunlu organ nakli gereği kanatlarını Harun’un küçük sevgilisine vermişti. Kanat dikici Harun dikmişti onları.
O ise dört günlüktü artık. Omuzlarındaki dört yüz yıllık kanatları alınınca hafiflemişti. Genelde kanatsızlar Araf’a giderdi. Hiçbir şey olurlardı. Araf’ta sıkışan ruhları izler içlerinde meleklik programına dair bir şeyler kalmışsa konukları ağırlarlardı.
Ama bizim Poetik Tuhaflık Meleği özentisi eski Meleğimiz-iyisi mi biz ona kısaca Melek diyelim-Yeni Melek bir nevi., Araf’a gitmedi.
Sandalda Araf’a ilk geldiği günü anımsadı. Sonra halesinin ve kanatlarının verilişini..
Şimdi baktı bulut aynadaki yansımasına, Onlar ‘yalan zamanlar’dı demek dedi.
Bulut konuşmadı pek tabii, bu insanların konuşmadığı telepatik bir ütopik öyküydü çünkü.
Ya da belki ..Öyle değildi..
Melek, Şeytan’ın Baş Yardımcısına aşık olunca kanatlarının alınacağının farkındaydı, nasılını bilememişti ama..
SEVGİLİ, ‘bütün zehirleri *aşk şarabına* koymaya gelmişti’ ve koymuştu. Dört yüz yıldır uyumayan Melek’i uyutmuştu.
O ‘kırılmamış olan son kalbi de kırmaya gelmişti’ ve kırmıştı.Meleğin beyaz kalbi kan içindeydi işte..
Uyandığında kanatları yoktu artık, yolunmuştu.
Ve hatta insana benziyordu artık.
Kesin olan şuydu;
‘ Artık melek değildi.’
0 Yanıt, “Melek”